• İstanbul 10° AZ BULUTLU
    • Adana
    • Adıyaman
    • Afyonkarahisar
    • Ağrı
    • Amasya
    • Ankara
    • Antalya
    • Artvin
    • Aydın
    • Balıkesir
    • Bilecik
    • Bingöl
    • Bitlis
    • Bolu
    • Burdur
    • Bursa
    • Çanakkale
    • Çankırı
    • Çorum
    • Denizli
    • Diyarbakır
    • Edirne
    • Elazığ
    • Erzincan
    • Erzurum
    • Eskişehir
    • Gaziantep
    • Giresun
    • Gümüşhane
    • Hakkâri
    • Hatay
    • Isparta
    • Mersin
    • istanbul
    • izmir
    • Kars
    • Kastamonu
    • Kayseri
    • Kırklareli
    • Kırşehir
    • Kocaeli
    • Konya
    • Kütahya
    • Malatya
    • Manisa
    • Kahramanmaraş
    • Mardin
    • Muğla
    • Muş
    • Nevşehir
    • Niğde
    • Ordu
    • Rize
    • Sakarya
    • Samsun
    • Siirt
    • Sinop
    • Sivas
    • Tekirdağ
    • Tokat
    • Trabzon
    • Tunceli
    • Şanlıurfa
    • Uşak
    • Van
    • Yozgat
    • Zonguldak
    • Aksaray
    • Bayburt
    • Karaman
    • Kırıkkale
    • Batman
    • Şırnak
    • Bartın
    • Ardahan
    • Iğdır
    • Yalova
    • Karabük
    • Kilis
    • Osmaniye
    • Düzce
    • Lefkoşa
    • Bakü
    • Amsterdam
  • CANLI SONUÇLAR
  • SİTE YAZARLARI
  • VİDEO GALERİ
  • FOTO GALERİ
  • Gürsoy OLCA
  • Sosyoloji tarihini alt üst eden maç ve Bekir Çınar

Sosyoloji tarihini alt üst eden maç ve Bekir Çınar

Başta futbol olmak üzere spor olgusu günümüzde artık bir endüstri olarak gündelik yaşamımızın içerinde önemli bir yer tutuyor. Yerküredeki bu yaygınlığı futbolu toplumun sosyolojik yapısına ilişkin farklı olguların incelenmesine olanak sağlayan eşsiz ve verimli bir araştırma sahasına dönüştürüyor.

Spor, zamanla kapitalizm ve küreselleşme kavramların da etkisiyle kitlesel bir olguya dönüştü. Bu gelişmelerle spor kitleler tarafından tüketilen sosyolojik ve ekonomik boyutlarıyla tartışılmaya başlayan bir noktaya geldi. Bu yönleriyle sosyolojinin ilgi alanına giren spor, daha doğru analiz yapma ve strateji belirleme çabalarıyla birlikte bazı kuramlarla değerlendirilmeye başladı.

Yukarıdaki cümlelere bakarak akademik bir yazı olarak değerlendirmeyin, hiç öyle bir amacım yok. Fakat birazdan bahsedeceğim “vaka”nın ne ifade ettiğini daha iyi anlayabilmek için önemli bazı kuramlarla birlikte değerlendirmeye çalışmanın gerektiğini düşünüyorum.

Bu arada Türkiye’de spor ve sosyoloji kelimeleri biraya gelince akla gelen de önemli bir kişi var. Değerli hocam,d ostum Prof. Dr. Ahmet Talimciler… Bu alana meraklı okurların Ahmet Talimciler’in gerek akademik çalışmalarını gerekse köşe yazılarını takip etmelerini tavsiye ederim.

Şimdi kuramlara kısaca değineyim.

Bu kuramlardan biri eleştirel kuram, diğer bilinen ismiyle Frankfurt Okulu… Eleştirel kuram, sporu “kültür endüstrisi “kavramı üzerinden değerlendirir. Kısaca; eleştirel kuram, gelişmiş kapitalizmde eğlenceyi çalışmanın bir uzantısı olarak görür. Eleştirel kurama göre; kitle kültürünün kullandığı tüm oyunlar özgürleştirici değil, köleleştiricidir. Toplumsal yaşam içerisinde üretilen her türlü kültür ürünü üzerinde yapmış oldukları saptamalar ile önemli katkılar sağlayan eleştirel kuram temsilcilerine göre spor, var olan ideolojinin sürmesine katkıda bulunan mekanizmalardan biridir.

Spor olgusunu sosyoloji açısından değerlendirmek için kullanılan teorilerden bir diğeri ise çatışma kuramıdır. Çatışma kuramı, sporun toplumsal yaşamdaki yeri ve işlevini sorgulamak için bize önemli veriler sağlayan yaklaşım biçimlerinden birini oluşturuyor.    Çatışmacı yaklaşımı benimseyen düşünürlerin büyük çoğunluğu spor olgusu bir “meta” olarak değerlendirme eğilimindedir. Bu yaklaşım bir yandan sporun ekonomik getiri ve sömürü aracı diğer yandan da kitleleri gerçeklikten uzaklaştıran bir uyuşturucu olarak değerlendirir.

Ayrıca spor özellikle gelir düzeyi düşük olan toplum kesimlerini siyaset ve sosyal eşitsizlikleri görmesini engeller ve şiddet, başkaldırı ya da isyandan uzak durmalarını sağlar. Çatışma kuramının teorisyenleri spor olgusunun toplumsal düzen içerisindeki olumsuz yansımalarını ve egemen sınıfların iktidarlarının devamı için kullanılan bir araç olarak kullanılması üzerine yoğunlaşırlar.

İşte yukarıda sıraladığım kuramların olumsuz bakış açılarına rağmen bu durumun aynı zamanda rekabeti canlandırdığını iddia eden tezler de var. Sporun çalışmayı ve başarıyı ödüllendirdiği de kısmen doğrudur. Ancak olanaklar da aynı ölçüde önemlidir. Bunun en güzel örneklerinden birini, Almanya’da yaşayan Türkler arasında uluslararası ölçekte başarılı olan sporcu sayısıyla Türkiye’de bu nitelikte sporcu oranları arasındaki farkta açıkça görebiliriz.

İşte, 2009 yılında bütün bu kuramları alt üst edecek bir vaka yaşandı.

Bu vakanın adı: Adana Demirspor – Livorno

Endüstriyel sporun futbolu kapitalizmin önemli bir aracı ve sembolü görme ve bu yönde kullanma çabalarına karşı o yıl Adana’dan aykırı bir ses yükseldi. Adana’da her üç kişiden ikisinin taraftarı olduğu ve halkın takımı olarak bilinen Adana Demirspor, sezon açılışı kutlamalarına İtalya Serie A takımı Livorno’yu davet etti. İtalya Komünist Partisi’nin 1921 yılında kuruluşuna ev sahipliği yapan ve anti-faşist mücadele dönemi direniş hareketinin merkezi ve Adana gibi bir işçi kentinin takımı olan Livorno bu daveti kabul etti. Endüstriyel futbola karşı adı halen ilk akla gelen takım olan Livorno ile Adana Demirspor arasında 5 Ocak Stadı’nda oynanan maç bütün spor kamuoyunun dikkatini çekti. 4 Eylül günü yapılan maça Türkiye’nin birçok yerinden taraftarın geleceği söylenirken, Türkiye’nin en bilinen taraftar gruplarından Beşiktaş Çarşı Grubu da Adana’ya gelerek Adana Demirspor’u destekleyeceğini açıkladı. Ve İtalyan takımı Adana’da `Yoldaş Livorno’ pankartıyla karşılandı. Çav Bella ve marşlarla şölen havasında geçen maçta, tribünler İtalyanca ve Türkçe pankartlarla ve Che posterleri gibi sosyalist sembollerle süslendi, ırkçılığa karşı 5 Ocak Stadı’ndan birlik mesajları yükseldi.

Bu yönleriyle bu maç çok ilginç değil mi?

Ancak daha ilginç olan bir şey daha var. O da o maçın müthiş atmosferin mimarları…

Bu mimarlardan biri; şüphesiz tüm ülkenin sol imajı ile bildiği Adana Demirspor taraftarı.

Bu muhalif ortamın diğer mimarı ise ülkü ocaklarında yetiştiği söylenen, Adana Demirspor sevdalısı, o dönem AdanaDemirspor Başkanı Bekir Çınar… Kulübü için tefecilerden borç alan ve bu borçların tamamını üzerine alarak 2010 yılının ateşten bir Ağustos günü canına kıyan Bekir Çınar…

İdeolojik olarak belki de çok farklı bir bakış açısına sahip olan Bekir Çınar taraftarın taleplerini kırmayarak bu muhalif “vaka”yı dünya futbol tarihine kazandırdı.

Bekir Çınar’ın mavi-lacivertli kulübe duygusal bağına Adana Demirspor için düzenlenen ve Adana’nın tüm radyo ve televizyonlarında ortak yayınla canlı olarak yayınlanan dayanışma gecesinde canlı canlı şahit oldum.

O geceden ve yayından aklımda kalan; Ümit Aktan’ın İstanbul’dan gelerek sunduğu ve benim yönetmenliğini yaptığım yayın sonrası taraftar dışındaki Adana’nın, Demirspor’a ilgisizliği…

Ve sonrasında Bekir Çınar’ın gözlerindeki yaşlar…

Rahat uyu Bekir Çınar…

 

 

 

 

2 0 0 0 0 0
    YORUMLAR

    En az 10 karakter gerekli

    Sıradaki haber:

    Türk derbisinde Anadolu Efes farkı

    Hızlı Yorum Yap

    2 0 0 0 0 0
    ad768x90
    Yazarlar
    Video
    Galeri
    Sporlig.Net'e üye olun

    Zaten üye misiniz ? Buraya tıklayarak Üye girişi sağlayabilirsiniz.

    Sporlig.Net'e giriş yapın

    Henüz üye değil misiniz ? Buraya tıklayarak Üye olabilirsiniz.